23 Temmuz 2014 Çarşamba

Meme Kanseri Nasıl Anlaşılır ve Meme Kanseri Nasıl Oluşur?
Bugün sizlere günümüzde çok yaygın olan meme kanserinde bahsedeceğiz,meme kanserinin belirtileri ve tedavisi hakkında bilgiler sizlerle.
Meme Kanseri Nedir
Meme kanseri meme hücrelerinde görülen bir kanser türüdür. Dünya çapında görülme sıklığı en fazla olan kanser türlerinden biridir. En çok Kuzey Avrupa ülkeleri ve Amerika da görülmektedir. Her 8 kadından 1 inin meme kanserine yakalanma olasılığının olduğu biliniyor. Erkeklerde kadınlara oranla çok nadir görülen bu hastalık modern hayatın olumsuz getirilerinden biri olarak görülmektedir. Meme kanserinde erken tanı ile birlikte yaşama şansı yüzde 96 oranındadır. Meme kanseri için en riskli durum yayılması halidir. Meme kanserinin yayılma bölgeleri lenf nodları, kemik, karaciğer ve akciğerdir. Meme kanseri riski taşıyan ve düzenli olarak kontrole girmesi gereken kişiler;
50 yaş üzerinde olan
Yakın akrabalardan biri meme kanseri olan
Daha önceden diğer memesinde kanser tespit edilmiş olan
Adet görmeye 12 yaşından önce başlamış olan
Hiç gebe kalmamış olan
Adet görmesi 50 yaşından sonra da devam ediyor olan kişilerdir.
Meme kanserinin en büyük belirtisi meme de şişkinlik ve yumru tespit edilmesidir. Kadınlar bu şekilde kendilerini sık sık muayene etmeli ve herhangi bir şişkinlik hissedildiğinde doktora başvurmalılardır. Genel olarak 3 yılda bir doktor tarafından muayene edilmelidir. Eğer kanser şüphesi taşıyan bir durum mevcut ise mamografi taramasından sonra ultrason, İnce iğne aspirasyon biyopsisi ve normal biyopsi yöntemleriyle kesin tanı konulur.
Meme Kanserinin Belirtileri
Meme kanserinin en sık rastlanan belirtisi, memede ağrısız, zamanla büyüyen bir kitlenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların çok azında ağrı da belirtilere eşlik edebilir. Daha nadir olarak memede çekintiler, deride kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş ya da bozulmalar ve meme ucunun hassaslaşması ya da içe dönmesi de dahil olmak üzere meme ucu belirtileri yer almaktadır. Sanıldığının aksine ağrı ve kanlı akıntı ileri evrelerde ortaya çıkmaktadır.
Tedavisi
Gerekirse, özellikle büyük kitlelerin biyopsisi ve çıkartılmasıdır. Memedeki herhangi bir kitle ya da şiş­kinlik, cerrahın fikrini almayı gerektirir. Memedeki her kitlenin tehlikeli olmadığı mutlaksa da, kanser oluşumu olan kit­lelerin hemen çıkartılması, iyileşme ola­nağını artırmaktadır.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Çarşamba, Temmuz 23, 2014
Yazan: sefa guler Çarşamba, Temmuz 23, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

22 Temmuz 2014 Salı

Uzun Süre Suda Kalan Parmaklar Neden Buruşur,Suda Çok Kaldığı Zaman Ellerimiz ve Ayaklarımız Neden Buruşur?
Denizde uzun süre kaldığımız zaman ellerimiz ve ayaklarımız büzüş büzüş olur buruşur bunun sebebini sizlerin bilmesi için bu konuda yer almaktadır.Şimdi yazımızı okuyalım.
Vücudumuzun bazı kısımları gözle zor görebileceğimiz tüylerlerle kaplıdır.Bazı kısımlarda gözümüzle görebileceğimiz tüylerle kaplıdır.
Tüy ve kılların dibinde 'sebum' adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.
Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.
Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için suda kalan ellerimiz büzüşür.
Örnek olarak da şunu vere biliriz.Yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.Ellerimizin ve ayaklarımızın uzun süre suda kaldığı zaman büzüşme nedeni bundan dolayı oluyor.
Bu yüzden suda fazla kalmayacağız eğer ellerimizin ve ayaklarımızın büzüşmesini istemiyorsak.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Salı, Temmuz 22, 2014
Yazan: sefa guler Salı, Temmuz 22, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

20 Temmuz 2014 Pazar

Uçuk Neden Çıkar,Uçuk Neden Olur
Uçuk, virüslerin neden olduğu yaygın bir enfeksiyondur. Uçuğa neden olan bu virüsler tıpta ‘Herpes Simpleks Virüsleri‘ olarak adlandırılırlar. Şimdiye dek herhangi bir zamanda ortaya çıkan uçukları siz soğuk algınlığına ya da strese bağlamış olabilirsiniz. Tamamen yanılmış da sayılmazsınız çünkü bu saydıklarımız virüsü harekete geçiren nedenlerdir. Ancak genellikle ağız ve yüz bölgesinde çıkan uçuğun ana nedeni, büyük olasılıkla çocukken uçuk virüsü kapmış olmanızdır. Ne yazık ki bu virüsten tamamen kurtulmanın bir yolu yoktur ama uçuk çıkmasını önleme ya da azaltma yönünde tedaviler uygulanmaktadır.
Bir kere uçuk çıktıktan sonra bunun zaman içerisinde tekrarlama olasılığı oldukça yüksektir. Bazı kişilerde yılda iki – üç kez uçuk çıkar ancak virüsü kapmış olan bazı kişilerde ise uçuk hayatları boyunca sadece bir kez çıkar. Ek olarak virüsü taşıdığı halde vücutlarında hiç uçuk çıkmayan, virüsün hep ‘uykuda’ kaldığı kişiler de vardır. Uçuk virüsü sinir hücrelerinde uykuya geçtikten sonra bir daha yaşam boyu hiç aktifleşmeyebilir.
Uçuk Neden Olur
Uçuğun ana nedeninin virüsler olduğunu ve bu virüslerin nasıl bulaştığından yukarıda söz ettik. Biraz daha açıklamak gerekirse, stres uçuğa neden olabilir ama ancak vücudunuzda uçuk virüsü varsa bunu yapabilir.Vücuda giren virüs her zaman aktif değildir. Bir anlamda pusuya yatar ve vücudun, bağışıklık sisteminin zayıf düşmesini bekler. Şimdi gelelim zaman zaman uykuda olan bu virüsü uyandıran tetikleyicilerin neler olduğuna:
*Adet dönemi
*Ağır diyabet
*Ameliyat olmak
*Aşırı alkol tüketimi
*Aşırı A vitamini alınması
*Enfeksiyonlar
*Güneşte kalmak
*Hamilelik
*Hormonal Değişimler
*Kansızlık
*Sık sık farklı kişilerle cinsel ilişki
*Stres
*Uykusuzluk
*Virüsün etkilediği (uçuk çıkan) bölgenin yaralanması
*Vücut direncini düşüren, ateşli hastalıklar
*Yetersiz Beslenme
*Yorgunluk
*Yüksek ateş
*Ayrıca AIDS, egzama, ciddi yanıklar, kemoterapi ve organ nakli tedavisindeki ilaçlar uçuk tetikleyicisi olabilir.
Genital Uçuk (Genital Herpes) Neden Olur
Genital uçukların ana nedeni daha önce belirttiğimiz gibi, vücuda uçuk virüsü bulaşmış olmasıdır. Genital uçuklara daha çok HSV-2 virüsü neden olur ama yapılan son araştırmalar HSV-1 virüsünün de genital uçuğa neden olabildiğini göstermiştir. Yüz bölgesinde olduğu gibi genital uçuklarda ağrılı kabarcıklar ve yaralar şeklinde görülür. Ayrıca akıntı, ateş, halsizlik, baş ağrısı gibi başka belirtiler de uçuklara eşlik edebilir.
Bir kişiye uçuk virüsünün bulaşmasının ardından bir süre hiçbir belirti ortaya çıkmayabilir. Uçuk, yukarıda ‘Uçuk Neden Çıkar?‘ başlığı altında listelenmiş olan tetikleyiciler söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Genital uçuk virüsleri, bu hastalığı olan bir kişiyle öpüşme ve cinsel ilişkiye girme (ağız yoluyla cinsel ilişki de dahil olmak üzere) sonucu bulaşır. Dolayısıyla sık cinsel partner değiştirenlerin veya korunmasız cinsel ilişkiye girenlerin virüsü taşıyan biriyle ilişkiye girme ve bu virüsü kapma olasılığı daha yüksektir. Üstelik virüs taşıyanlar, virüs hiç aktif hale gelmediyse bu virüsü taşıdıklarının farkında da olmayabilir.
Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerde eğer genital uçuk virüsü varsa mutlaka doktor bu konuda uyarılmalıdır. Nadir de olsa genital herpes erken doğuma, düşüğe ya da bebekte enfeksiyona neden olabilir.
Uçuk Nasıl Bulaşır
Uçuk virüsleri en çok tükürük ve yakın temas yoluyla bulaşır. Virüsü taşıyan kişinin tükürüğünden, ortak kullanılan eşyalardan veya cinsel ilişki yoluyla kişiden kişiye geçebilir. Virüsün bulaşması için ortada bir uçuk olmasına gerek yoktur ve bu da önlem almayı zorlaştırır. Çoğu kişi virüsü küçükken yetişkinlerden kapar. Küçük çocukları öpmek veya örneğin yanaklarını sıkarak sevmek masum ama uçuk virüsünün bulaşması açısından riskli sevgi gösterileridir.
Öpüşmek veya bardak, çatal-kaşık, havlu, makyaj malzemesi, tıraş bıçağı benzeri eşyaların ortak kullanımı virüsün bulaşmasına yol açabilir. Virüs bulaşması için uçuğun çıkmış olması gerekmez dedik ama bir uçuğa dokunmak da virüsü bulaştırır. Üstelik ağzınızdaki uçuğa dokunduysanız ve ellerinizi iyice yıkamadıysanız, uçuğun vücudun başka bir bölgesine sıçramasına neden olabilirsiniz.
Uçuk virüsü kolay bulaşan bir virüs olduğundan uçuk sorunu da oldukça yaygın bir sorundur.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazar, Temmuz 20, 2014
Yazan: sefa güler Pazar, Temmuz 20, 2014 Yorum Yok Devamını Oku
İsilik Neden Meydana Gelir
İsilik genellikle bir kişi normalden daha fazla terlediğinde ortaya çıkar. Bu nedenle yaz aylarında, sıcak ve nemli havalarda daha çok görülür. Öte yandan kış aylarında da isilik oluşabilir. İsilik bulaşıcı bir hastalık değildir. Boyunda, koltuk altlarında, belin kemer çizgisinde, kasıklarda, diz ve dirseklerin iç tarafında sık görülür. Daha çok bebeklerde ve çocuklarda görülse de, yetişkinleri de etkileyebilir. İsilikte kaşıntı ve döküntülerin yanı sıra karıncalanma hissi de oluşabilir.
İsilik Nedenleri
Çok terlemek: Örneğin sıcak ve nemli havada, dar giysilerle egzersiz yapmak, çok fazla terlemeye neden olur ve bu durumda isilik oluşabilir. Ter bezlerinin tıkanması hem bebeklerde hem yetişkinlerde isiliğin ana nedenidir.Nemli ve sıcak bir iklime alışık olmamak: Tropikal iklime, sıcak ve nemli havaya alışık olmayanlarda, örneğin tatil nedeniyle bu iklim koşullarıyla yeni tanışan kişilerde, isilik riski daha yüksektir.Hastalık ve hareketsizlik: Uzun süre yataktan kalkamamak, özellikle sıcak tutan veya terleten nevresim ve yatak örtüleri de söz konusu olursa, terlemeyi ve isilik olasılığını arttırabilir.Kat kat giyinmek: Kış aylarında üşümemek için kat kat giyinmek veya mevsim koşullarına göre kalın giyinmek isilik riskini yükseltir.Bir ısıtıcıya ya da ateşe yakın oturmak: Kışın görülen isiliğin başlıca nedenlerinden biri ısıtıcıya fazlasıyla yakın durmaktır.Fazla kilolar veya obezite: Kilolu olmak terlemeyi, terleme de isilik ihtimalini arttırır.
Bu konuyada göz atalım: İsilik Nedir,Belirtileri ve Tedavisi Nelerdir
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazar, Temmuz 20, 2014
Yazan: sefa güler Pazar, Temmuz 20, 2014 Yorum Yok Devamını Oku
Baş ağrısı neden olur 
Eğer kronik bir hastalığınız yoksa baş ağrısının nedeni bellidir.Günlük hayatta bir çok insanın baş ağrısı çektiğini biliyoruz.Günümüz yaşantısında teknolojininde hayatımızda yerinin çok olması bilgisayar,akıllı telefon ve taplet gibi benzeri icatlar kafamızı deve kuşu gibi bunlara gömüyoruz ve tek biryere odaklanıyoruz bunlarla çok zaman geçiriyoruz bu yüzden de düzensiz yatıyoruz düzensiz kalkıyoruz.Eğer düzenli şekilde dinlenirsek ne fazla uyuyacağız nede az uyuyacağız günlük 7-8 saatlik bir uyku bize yeterli olacaktır.Eğer düzenli uyursak baş ağrısı çekmeyiz kronik bir hastalığımız yoksa tabi.Her şeyin başı sağlık diyoruz sağlığımıza dikkat edelim.
Birincil Baş Ağrıları Neden Olur
Migren Ağrısı
Migrenin neden ortaya çıktığı henüz tam olarak aydınlatılamamış olsa da, genetik ve çevre faktörlerinin bu durumda önemli bir rol oynadığı bilinir. Migren beyin damarlarının çeşitli tetikleyiciler nedeniyle genişleyip tekrar daralmasıyla ortaya çıkan baş ağrılarıdır. Kan dolaşımı sorunlarının ve ağrı sinyallerini iletmede önemli bir rolü olan, 5. beyin sinirindeki (trigeminal) değişikliklerin de migrene yol açma ihtimali üzerinde durulur.
Araştırmalar serotonin ve diğer ağrı düzenleyici kimysalların migrenin ortaya çıkmasında etkisi olabileceğini ortaya koymaktadır. Migren sırasında düşük seviyeye inen serotonin kimyasalı, trigeminal sinirinin ‘nöropeptid‘ molekülü salmasına neden olan bir sinyal gönderir. Nöropeptidler menenje, yani beyin zarına ulaştığında bu durum migrenle ilişkilendiren baş ağrısına yol açar.
Stres, açlık, uykusuzluk, çikolata ve şarap gibi bazı besin türleri, ses veya görüntü gibi duyusal sinyaller, olası migren tetikleyicileridir. Bazı kadınlarda, normal hormon dalgalanmaları da migreni tetikler.
Gerilim Tipi Baş Ağrısı
Gerilim tipi baş ağrısı, boyun ve kafa derisini de içine alabilen bir ağrıdır. Genellikle başın arka tarafında başlayıp öne doğru yayılır. Omuz, boyun, kafa derisi veya çene kaslarının gerilmesi bu tipteki baş ağrısının başlıca nedenidir. En çok karşılaşılan baş ağrısı olan bu türde, anksiyete, depresyon, stres ya da başın zedelenmesi, kas gerilimine ve baş ağrısına yol açar.
Uzun bir süre boyunca başın sabit bir şekilde tutulduğu, örneğin bilgisayar başında çalışmak gibi aktiviteler gerilim tipi baş ağrısına neden olabilir. Bu tip baş ağrsının diğer tetikleyicileri aşırı efor sarfetme, kötü uyku pozisyonu, uykusuzluk, diş gıcırdatma, halsizlik, sinüzit, göz yorgunluğu veya öğün atlama olarak sıralanabilir.
Bazı gıdaların da baş ağrısını tetiklediği bilinmektedir. Eski peynirler ve çikolata bu yiyecekler arasındadır. Yiyeceklerin içindeki doğal ya da yapay maddeler baş ağrısını tetikleyebilir. Alkol ve baş ağrısı her zaman birlikte anılır. Bunların dışında örneğin kahve alışkanlığı olan bir kişi, her gün alışık olduğu miktarda kahve içmediğinde, kafein yoksunluğu nedeniyle baş ağrısı çekebilir.
Ergenlik Dönemi
Yakın bir zamanda ülkemizdeki 12-18 yaş arası gençleri içeren bir araştırma sonucuna göre, bu dönemde pek çok gençte gerilim tipi ve migren tipi baş ağrılarının ortaya çıktığı görülmüştür. Hormonal değişikliklerin yanı sıra hem psikolojik hem de çevre ile ilgili ilişkilerde yaşanan değişiklikler gençlerin baş ağrılarından şikayet etmesine yol açtığını göstermiştir. Ergenlik dönemi gençler için stresin yoğun olduğu bir dönemdir. Örneğin lise çağında artan sınav stresi ve yoğunlaşan ders programı baş ağrılarını tetikleyebilir.
Küme Baş Ağrısı
Küme baş ağrısı aniden başlar ve kişiyi, gece uykusundan uyandıracak kadar şiddetli olabilir. Ağrı gün içerisinde birkaç kez kendini gösterir ve bu durum aylarca sürebilir. Ardından ağrı aynı şekilde kaybolur ve yine birkaç ay boyunca ortaya çıkmaz. Henüz bu tip ağrıların kesin nedeni bilinmiyor olsa da, bazı bilimadamları bu durumu serotonin ya da histamin salgısının ani salgılanmasıyla bir bağlantısı olduğunu düşünmektedir. Parlak ışıklar, yüksek irtifa, sıcaklık ve fiziksel yorgunluk, küme baş ağrısını tetikleyebilir. Küme baş ağrısı diğer baş ağrısı türlerine göre daha az rastlanan bir ağrıdır.
İkincil Baş Ağrıları Neden Olur
Yazının başında da belirttiğimiz gibi ikincil baş ağrısı başka bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkar. Baş ağrısına neden olan hastalıklardan bazılarını aşağıdaki listede bulabilirsiniz. Daha önce hiç yaşamadığınız türde, şiddetli, sık tekrar eden, enseden başlayan ve ani gelişen baş ağrıları yaşıyorsanız, bu ağrıların altında üzerinde durulması gereken başka bir rahatsızlık yatıyor olabilir.
Yukarıdaki tanıma uyduğunu düşündüğünüz ağrılar mutlaka ciddiye alınmalı ve ihmal edilmemelidir. Baş ağrısıyla birlikte kusma, bulantı, zihin bulanıklığı ve görme bozukluğu gibi şikayetleriniz de varsa, zaman kaybetmeden bir doktora görünmelisiniz. İkincil baş ağrısının altında yatan bazı hastalıklar hayati risk taşıdıklarından, erken teşhis oldukça önemlidir.
İkincil Baş Ağrılarına Neden Olabilecek Hastalıkları Şu Şekilde Sıralayabiliriz:
Baş ve boyun yaralanmaları
Beyin damar hastalıkları
Beyin sinir hastalıkları
Beyin hastalıkları
Beyin tümörleri
Beyin basıncının yükselmesi
Beyin enfeksiyonları
Sinüzit
Günlük Kronik Baş Ağrıları Neden Olur
Günlük kronik baş ağrıları, yukarıda sıralanan ve ikincil grup baş ağrılarına neden olarak gösterilen hastalıkların bir belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Ancak başka bir olasılık da bu ağrıların birincil gruba dahil, herhangi bir hastalıktan kaynaklanmayan ağrılar olmasıdır. Bu durumda vücudunuz ağrı sinyallerine karşı aşırı tepki vermeye başlamış ya da beyninizin ağrıyı bastıran sinyalleri görevini yeterince iyi yapmıyor olabilir.
Başka hastalığa bağlı olmayan ama her gün ortaya çıkan ağrılardan şikayet eden kişilerin çoğunda, çok sık ağrı kesici aldıkları için tekrarlayan baş ağrıları görülür. Ağrı kesiciye alışan vücut, ilaç alınmadığında baş ağrısıyla cevap verir. Haftada 3 günden ve ayda 9 kezden fazla ağrı kesici alıyorsanız, günlük baş ağrıları riskiyle karşı karşıyasınız demektir.Sağlıklı ve mutlu yaşamlar dileğiyle.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazar, Temmuz 20, 2014
Yazan: sefa guler Pazar, Temmuz 20, 2014 Yorum Yok Devamını Oku
Roma rakamları yazılışı,Roma rakamları kullanımı,Roma rakamlarının kullanım alanları,Romen rakamları yazılışı,Roma rakamları tablosu,
Roma Rakamları Nasıl Yazılır,Yazılışı,Anlamları ve Nerelerde Kullanılır,Romen Rakamlarıyla Büyük Sayılar Nasıl Yazılır.Romalılar Eski Mısırlıların yıllar önce yaptıkları gibi önceleri bazı sembolleri tekrarlayarak sayıları tasarladılar. Başlangıçta değişik bazı sembol ve harfleri rakam olarak kullanmışlardır. Bu rakamları ilk olarak Romalılar kullandıkları için aritmetikte Roma Rakamları ya da Romen Rakamları olarak adlandırılırlar.
Kaynaklara göre; Roma rakamları bir elin parmaklarından esinlenerek ortaya konduğunu belirtir. Romalılar bugün kullandığımız l 2 3 4 rakamları yerine I II III IV sembollerini ve 5′i belirtmek için de V şeklinde bir el işaretini sembol olarak kullanmışlardır. 10′u belirtmek için de V sembolünü değişik biçimde iki kez kullanarak X sembolünü elde ettiler. (Çaprazlanmış iki düşey çizgi.) Diğer rakamları da alfabelerindeki harflerden aldılar

Roma Rakamlarında Sıfır Olmayışı ve 4 İşlem Yapılamamasının Nedeni;

Roma Rakamları Nasıl Yazılır Detaylı Konu Anlatımı
Roma Rakamları Tablosu
Dikkat edilirse Roma takamlarında Sıfır (0) rakamı yoktur! Dolayısıyla sıfır olmadığı için Roma Rakamlarında dört işlem yapmak imkansız.Medeniyet kıyaslamasında eski romalılar ve şimdiki devamı avrupalı torunlarının kendilerinin üstün görmesi yada taslaması yersizdir.Sıfırın MÖ 250 yıllarında Orta Amerika’da yaşayan Maya kabilesinde kullanıldığına dair kanıtlar var.MS 800 civarında ise Hintliler sıfıra benzer bir sembol kullanmışlar. Hindistan’dan yayılan sıfırMS 1400 üncü yıllarında Avrupa’da da benimsenmiş ve kullanılmıştır. Sıfır sözcüğü büyük olasılıkla Arapça sifr sözcüğünden türemiştir.Sifr ise Hintçe’de boş anlamına gelen sunya sözcüğünün tercümesidir.
-Romalılar sayıları belirtmek için 7 ayrı harfi rakam olarak kullanmışlar. Aşağıda Roma rakamları gösterilmiştir.
-Bunların nümerik değerleri şöyledir; I=1, V=5, X=10, L=50, C=100, D=500, M=1000
-Bugün de zaman zaman kullanılan bu harfler, yan yana get
irilerek daha büyük sayılar oluşturulabilir. Mesala “25″,”XXV” şeklinde yazılır.
-Bu sayılar yazılırken uyulması gereken bazı kurallar vardır:
-Bir harfin sağına, kendisinden daha küçük değerli bir harf gelirse, toplanarak okunur. XI=11 , DCX=610 , LXXVII= 77 gibi.
-Sol tarafa yazıldığında ise çıkarılır. XC=90, IL=49, CD=400 gibi. Sadece bir harf yazılabilir.
-Hem sağa, hem de sola daha küçük değerli harfler yazılarak farklı rakamlar yazılabilir. CMLI=951, XLVII=47, CDLV=455 gibi.
-Roma rakamı ile yazılabilecek en büyük ve en uzun sayı “3888″ dir.(MMMDCCCLXXXVIII)
-Çok sık olmamakla beraber daha büyük sayılara ihtiyaç hissettiklerinde harflerin değerini “1000″ kat arttırmak için üzerlerine çizgi çizmişlerdir.
Dört işlem yapma zorluğu sebebi ile günümüzde fazla kullanılmamaktadır. Bazı usuller geliştirilse de çok büyük sayılara sıra gelince yetersiz kalmaktadır. Ancak yine de bazı kitap sayfalarını numaralandırma, madde işaretleri, saatler gibi kullanım alanları da vardır.

Roma Rakamları Tablosu;

Roma Rakamları Yazılışı
Roma Rakamları Tablosu
Sembol ve Değer
S : 0.5 (yarım) (Latince:Semis)
I  : 1 (bir) (Latince:unus)
V : 5 (beş) (Latince:quinque)
X : 10 (on) (Latince:decem)
L : 50 (elli) (Latince:quinquaginta)
C : 100 (yüz) (Latince:Centum)
D : 500 (beşyüz) (Latince:quingenti)
M : 1000 (bin) (Latince:Mille)
İlk on Roma sayısı: I, II, III, IV, V, VI, VII, VIII, IX, X

Roma Rakamlarıyla Büyük Sayılar Nasıl Yazılır;

Roma rakamlarında, bir sayının bin katını göstermek için sembolün üzerine bir yatay çizgi, milyon katını göstermek için de ilgili sembolün üzerine iki yatay çizgi ile ifade edilmektedir.

Roma Rakamları Nerelerde Kullanılır;

Roma rakamlarının kullanıldığı alanlar karmaşık sistemlerinden dolayı sınırlıdır.Buna rağmen  Roma rakamları, madde işaretleri, kitap sayfalarının numaralandırılması ve saatler gibi dekoratif alanlarda halen kullanılmakta.
örnek:
* Aynı adlı padişah ve kralların ayrılmasında: II. Ahmet, XVI. Louis gibi.Örneğin; Mesela ll inci murad gibi.
* Kitapların başlangıçlarındaki sunuş ve önsöz gibi bölümlerde de kullanılmakta.
* Tarihi olaylarda: II. Viyana Kuşatması, I. Dünya Savaşı gibi.
* Yüzyıl adlarında: XIX. yüzyıl gibi kullanılmaktadır.
Roma Rakamları Video İzleyin
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazar, Temmuz 20, 2014
Yazan: sefa güler Pazar, Temmuz 20, 2014 Yorum Yok Devamını Oku
Cüzzam Hastalığı ,Cüzzam hastalığı nasıl bulaşır,Cüzzam nedir kısaca,Cüzzam tedavisi,Cüzzam belirtileri,Cüzzam hastalığı tedavi yöntemleri,Cüzzam nasıl tedavi edilir,Cüzzam nasıl bulaşır,Cüzzam neden olur.Cüzzam hastalığı hakkında bilgiler.
Cüzzam Hastalığı:İlk olarak 1876 senesinde Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından bulunan cüzzam mikrobu deriyi tutarak yayılan ve vücuda bu şekilde hükmeden bir hastalıktır. Cüzzam hastalığı dünya çapında sosyal ve toplumsal bir hastalık olarak kabul görmektedir bu şu nedenledir ki; cüzzam hastaları toplum arasında barınamazlar ve yaşamaları mümkün değildir bu yüzden bu hastalar kayıt altında tutulmakta ve kendilerine yaşam alanı belirlenmektedir. Son kayıtlara göre ülkemizde 2605 cüzzam hastası olduğu ortaya çıkmıştır ve ortalama yaşları 60,5 olarak açıklanmıştır.Araştırmalar şunu göstermektedir ki cüzzam hastaları genellikle kırsal kesimlerde yaşayan ailelerden oluşmaktadır. Aynı kaptan beslenen, aynı eşyaları kullanan ve sağlık hizmetlerinden yeteri kadar yararlanamayan aileler.
Cüzzam Hastalığı Nasıl Yayılır
Cüzzam Hastalığı Belirtileri
Cüzzam Hastalığı
Bu hastalık ırsi denilebilecek niteliktedir. Vücut mikroba karşı doğal bağışıklık sistemine sahiptir ancak bazı bünyelerde bağışıklık sistemi yoktur bu mikroba karşı bu da aileden gelen bir durumdur.Hastalığın tek taşıyıcısı insandır başka yollarla bulaşması mümkün değildir. Cüzzam hastası olan ve bu mikrobu taşıyan bir hasta ile en ufak bir yakın temas hastalığın bulaşmasına neden olur bu yüzden cüzzam hastaları sağlıklı insanlarla birarada yaşayamaz.
Cüzzam Hastalığının Belirtileri Nelerdir
- Vücutta,zamansız oluşan kepeksiz ve yuvarlak olmayan lekelerin belirmesi ve zaman zaman kaşıntı yapması
- Sık sık tekrarlayan burun kanamaları ve burun tıkanıklıkları
- Kol ve bacak sinirlerinde ağrıların başlaması ve el parmaklarının(4. ve 5.) içe doğru bükülme,eğilme göstermesi
- Alt göz kapaklarının hareketsiz duruma geçmesi ve kapanmaması durumu
- Dizlerde ve dirseklerde yara izleri
- Yüz bölgesinde oluşan ödem
Cüzzam Hastalığının Tedavisi Nasıl Yapılır
İlk teşhis çok önemlidir ve doğru teşhis sonrası tedavi mümkündür.Teşhis gecikmiş ve hiç tedavi görmemiş hastalarda 10-20 sene sonrası sakatlıklar ve vücutta dökülmeler baş göstermeye başlar.Tedavi süreci önemlidir ve en az 3 ilaç şeklinde kombine bir tedaviye başvurulur.Kısa zamanda hastalık sorunsuz şekilde tedavi edilebilir.Yaraların ve görsel sorunların giderilmesi adına hasta,doktor kontrolü altında kalabilir.
Dikkat!Her hangi bir hastalıkda rahatsızlıkda ilk önce bir uzman doktora görünmenizde fayda vardır hastalığınız ne olursa olsun.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazar, Temmuz 20, 2014
Yazan: sefa güler Pazar, Temmuz 20, 2014 Yorum Yok Devamını Oku
Gastrit tedavisi,Gastrit belirtileri,Gastrit tedavi yöntemleri,Gastrit nedenleri,Gastrit sebepleri,Gastrit hastalığı
Gastrit Nedir
Mukoza denilen midenin iç kısmının yüzeyinde bulunan tabakanın iltihaplanması ile meydana gelen olaya gastrit denilir. Toplumda çok sık görülen özellikle erişkin yaşlardaki insanlar da sık rastlanan bir durumdur. Genellikle müzmin (kronik) gastrite rastlanılmaktadır.
Gastrit rahatsızlığı genellikle bakteriye bağlı olarak enfeksiyon sonucu meydana gelir. Gastritin ilerki zamanlarda ülsere dönüşme riski vardır. Gastrit ilk baş gösterdiği zamanlarda ülsere nazaran midenin iç yüzeyinde daha az hasar görülmektedir. Fakat zaman geçtikçe mide üzerinde daha derinlere ulaşabilmektedir. Bu durum karşısında aşınmalar artarak ülser ortaya çıkma riski bulunmaktadır. Gastrit karşısında başarılı bir tedavi için ise doktor gözetimi altında sıkı bir antibiyotik tedavisiyle bu rahatsızlık ortadan kaldırılabilir.
Gastrit hastalığında dikkat edilmesi gereken bir hassasiyet vardır. Bu hassasiyet ise gastrit hastalığına yakalanmamış bir kişi kendisinde bu tip rahatsızlığının olduğunu bilmemesidir. Çünkü gastrit belirti vermeden ortaya çıkabilen bir hastalık olup hemen hemen her iki yetişkin kişiden birinden görülen bir rahatsızlıktır.
Gastrit Nedenleri
Gastriti üçe ayrılır: İlaçlar, kimyasal maddeler, alkol, radyasyon gibi sebeplere bağlı gastrit, mikrobik nedenlerle oluşan gastrit (helicobacter pylori) ve otoimmun gastrit (Tip A gastrit). Aspirin ve benzeri antiromatizmal ilaçlar (tıbbi kaynaklarda mide ve duodenumda (onikiparmak bağırsağı) erozyon (tahriş) ve ülserlere (yaralar) sebep olabilir. Sıkça kullanılan aspirin, naproksen, diklofenak, ibuprofen, indomethacin vb. ilaçlar akut hemorajikerozif gastritin en sık nedenidir. Mide kanaması ile hastaneye başvuranlarda bu tip ilaçların kullanımına bağlı kanamalar ülser kanamalarından sonra ikinci sırada yer alır.
Helicobacter pylori mikrobu vücuda girdiğinde (insandan insana bulaşır ve genellikle çocukluk döneminde edinilir) özellikle gelip mideye yerleşen bir mikroptur. Kronik gastrit ve bu zeminde ülser, hatta bazı vakalarda kansere kadar giden lezyonlar yapabilir.
Bağışıklık sistemi şaşırırsa
Otoimmun gastritse sebebini bilmediğimiz, az görülen ve vücudun kendi dokusuna karşı geliştirdiği antikorlarla oluşan bir gastrit türü. Bağışıklık sistemi kendi dokularına karşı antikor üretir ve dokularını tahrip eder. Bu hasta grubu çok azdır. Doktora çok geç başvururlar.
Gastrit Belirtileri Nelerdir
Gastrit akut veya kronik olmak üzere iki çeşitte olduğu için hastalığın belirtileri de akut veya kronik oluşuna göre farklılıklar göstermektedir. Akut gastrit genellikle karnın üst bölgesinde ağrıya, normalden fazla geğirme hissinin oluşmasına, normalden fazla gaz oluşmasına, ekşimeye ve bulantıya neden olmaktadır.
Kronik gastritte ise ağrı akut gastrite göre daha az görülmektedir. Bunun yanında kronik gastritte yemek sonrasında şişkinlik, bulantı, erken doyma ve buna bağlı olarak iştahsızlık gibi belirtiler görülmektedir. Kronik gastritte ağrılar akut gastrite göre daha az olmasına rağmen bazı durumlarda ağrı belirginleşmektedir. Bu gibi durumlarda kronik gastrite bağlı olarak ortaya çıkan ülser veya başka hastalıklardan şüphelenilir. Bazı ilaçların kullanılması da kişide akut gastritin oluşmasına neden olmaktadır. İlaçlara bağlı olarak görülen akut gastritte normal veya gizli bir şekilde kanama oluşabilmektedir.
Gastrit hangi hallerde ortaya çıkar;
Gastrit çok fazla nedenler sonucu ortaya çıkan, beslenme alışkanlıkları da dahil olmak üzere sigara, alkol, çeşitli ilaçlar vb. etkili olabilir. Ancak ‘Helikobakter Pylor’ adı verilen bakteri sonucu da gastrit meydana gelebilir. Alkol ve kötü beslenme alışkanlıkları direkt olarak mide mukozasını tahriş ederek gastrite neden olabilir. Stres ve nikotin de, mide siniri olan ‘Nervus Vagus’ uyarılması sonucu fazla asit salgılanmasıyla gastrite yol açabilir.
Gastrit nasıl bir hastalıktır;
Midede ekşime, hazımsızlık, kusma, bulantı, şişkinlik,  yanma ve ağrı hissi şikâyetleriyle ortaya çıkan, mide iltihabı ile aynı anlamda kullanılan bir terimdir. Gastrit, midenin en iç tabakasında yiyeceklerle temas eden kısmının, yani midenin iç zarının iltihabi bir reaksiyonudur. Gastrit ise midenin iltihabı demektir.. Normalde mide hücreleri besinlerin sindirilmesi için asit üretir. Bu sindirimin doğal yapısında olan bir şeydir. Bu asitin mideye zarar vermemesi için, mide mukozası kendini çeşitli savunma mekanizmalarıyla korur. Bazı nedenlerden dolayı mide mukozasının asitli ortama karşı direnci kırıldığında mukoza hasarı meydana gelir.
Gastrit nasıl tedavi edilir;
Gastritin tedavisi sebebe göre yapılır. Çoğu zaman mide asidinin azaltılması şikayetlerin hafiflemesini sağlar. HP pozitif bulunan olgularda bakterinin temizlenmesine yönelik en az iki antibiyotik içeren bir yada iki haftalık tedavi kürleri uygulanır. Aspirin ve antiromatizmal ilaçlar kullanan hastalarda bu ilaçların kesilmesi veya kullanım gerekliliğinin gözden geçirilmesi uygun olur. Daha özel gastrit tiplerinde ve komplikasyon gelişen vakalarda sebebe ve ortaya çıkan komplikasyonlara yönelik tedavi yöntemleri uygulanır.
Her bakteride olduğu gibi tedavide antibiyotikler kullanılmaktadır. Ancak Helicobacter Pylory güç tedavi edilebildiğinden, tedavide iki antibiyotik birlikte kullanılmakta ve tedaviye mide asidini azaltan bir ilaç ilave edilmektedir. Mide asidinin azaltılması antibiyotiklerin etkisini arttırmaktadır. Tedavi süresi yaklaşık iki hafta olmalıdır. Bu tedavi süresince antibiyotiklerin bazı yan etkileri olabilir. Bu nedenle mümkün ise ilaçlar kesilmemelidir. Çünkü böyle bir durum ikinci denemede bakterinin tedavisini güçleştirebilir.
Gastrit Tanısı Nasıl Konur;
Her şeyden önce, sen gastroenterologa veya iç hastalıkları doktoruna başvurmalıdır.Hastalığı teşhis etmek için, hastanın bu hikayeyi dinlemek için yeterli olabilir. Özellikle gençler arasında, ilaç tedavisi mide asidi ortadan kaldırmak için yapılır.
Kırk yıl içinde insanlar, tanı için endoskopi yöntemi olduğunu. Hasta mide, odasına takılan ince bir tüp. Bu tür TV ekranı olarak, hekim hastanın mide ve karın görür, tanı bir sorun olabilir. Etkin ve güvenilir bir şekilde. Dil kökü ve küçük dil sprey hayrete düşürdü. Böylece, hastanın karın bulanmaz ve endoskopi yapmak kolaydır. Tanı için gerekli parçaları, hasta bir mikroskop altında alınan ve gözden geçirdi.
Gastrit tedavi edildikten sonra tekrarlar mı;
Etkin bir tedavi uygulandığında bakteri %80-%90 olasılıkla tedavi edilmektedir. Bakterinin tekrar midede görülme olasılığı ise çok düşüktür. Ancak maalesef ülkemizde bu bakteriyi tedavi edebilme olasılığı günümüzde %50-%65 oranına düşmüştür. Bunun nedeni, toplumumuzda antibiyotiklerin gelişi güzel kullanılması ve tedavide aynı antibiyotiklerin tekrar tekrar kullanılmasıdır. Eğer bir antibiyotik kombinasyonu ile bakteri tedavi edilemedi ise tekrar tedavide aynı kombinasyon kullanılmamalıdır.
Mideye Zarar Veren Besinler;
Kafein (kahve, kola, çay) ile İçecekler mide zarar verebilir. Asitli içecekler, portakal suyu da dahil, size içerken hassas midesi olanlar dikkat etmelidir. Biraz su gerekirse katılın.  Yağlı gıdalar (örneğin kızartma) mideyi yorgundu. Bu yutması zordur. Bunları çok fazla tüketmek için dikkatli olmalıdır. Buna ek olarak, soğan içine mide asidi artar besin. Size mide hasta olanların daha fazla yememelidir. Gastriti olan hastalarda, çoğu çikolata yemek için tavsiye edilmez. Çikolata, yağ ve kafein miktarını olduğundan. Ayrıca, alkol kullanımı (özellikle aç karnına) midede yanma hissi neden olabilir.
Sağlıklı Günler Dileğiyle Lütfen Yorum Eklemeyi Unutmayınız Fikirlerinizi Bizimle Paylaşınız Ve Ayrıca Rahatsızlıklarınızda Dokdorunuza Başvurunuz Lütfen Saygılar.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazar, Temmuz 20, 2014
Yazan: sefa güler Pazar, Temmuz 20, 2014 1 Yorum Devamını Oku
  • RSS
  • Delicious
  • Digg
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Youtube

Facebook Sayfamız

Blog Arşivi

    haberler haberler
    Sohbet Kişisel Web Siteleri Toplist25 4nl.net

    İstek ve Şikayet Formu

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *

    Bumerang - Yazarkafe