27 Ağustos 2014 Çarşamba

Yaprağa Benzeyen Yaprak Böcekleri'nin İlginç ve Sıradışı Özellikleri Sizlerle

Yaprak böcekleri doğa harikası bir yaratıktır.Yaprağa benzediğinden bu böcekler doğada kolaylıkla komufulaj olabiliyorlar bu özelliğiyle harikalar ötesi yaratılmış varlıktır.Ağaçların içinde yürüdüğünüz zaman bu yaprak böceklerini fark etmeniz oldukca zordur.Yaprağa benzeyen kanatları sayesinde yaprakların içinde kaybolurlar kimse anlayamaz düşmanlarındanda bu şekilde saklanmaları oldukca kolaydır.Yaprak böceklerini yaprakdan ayırt etmek oldukca güçtür.Yaprağa benzemesini yaradılış özelliğide diye biliriz buna.Sizlerin bu hayvanları daha iyi tanımanız açısından aşşağıda kısa yazı ve video eklenmiştir.Video da bu böcekleri daha iyi tanıma fırsatı bulacaksınız izlemenizi tavsiye ederim.Bu böceği bilmeyen insanlar ormanda gezinirken yaprak böceklerini görsede yaprağa çok benzediği için yaprak sanıp ya üstüne basıp geçecekler yada hiç bir tepki ver meden yoluna devam edecekler.Eğer bunları fark ederlerse de çok şaşırıp kala kalacaklarından emin olabilirsiniz.Bu hayvanlar peygamber devesine çok benziyor sanki onların neslinden geliyorlar.
Yaprak Böceği
Yaprak böcekleri Güneydoğu Asya ve çevresindeki adalarda yaşamaktadır. Bu böceğin en tipik özelliği, yaprağa benzeyen vücududur. Bu nedenle, insanlar yaprak sanıp üstüne basarak öldürürler. Dişisi 10 cm. erkeği ise daha küçüktür.

Yaprak Böcekleri Belgeselini İzleye Bilirsiniz


Gündüz yaprakların arasında tam kamuflaj durumunda saklanan bu böcek, gece besin aramaya çıkar. Küçük kuşlara saldıracak kadar yırtıcıdır. Dişi, gri renkte büyükçe yumurtalar bırakır. Yumurtadan çıkan genç yaprak böcekleri, yetişkinlik çağına gelmeden önce sayısız metamorfoza uğrar, renk ve biçim değiştirir.Küçük böceklerdir ama yırtıcı bir böcek türüdür.Şimdi belgeseli izleyelim bu hayvanlara hayran kalalım iyi seyirler.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Çarşamba, Ağustos 27, 2014
Yazan: sefa güler Çarşamba, Ağustos 27, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

26 Ağustos 2014 Salı

İşte peygamber devesi böceğinin özellikleri ve ilginç özellikleri sizlerle

Peygamber devesinin yaşadığı yerler: bu hayvanların büyük bölümü tropik ve astropik bölgelerde yaşar.
En çok bilinen türü 7-12 cm uzunluğundaki Mantis religiosa Afrika’nın kuzeyinden Avrupa’nın içlerine kadar yayılmıştır.Bilinen en güzel peygamber devesi türü Hymenopus Kanada’da yaşayan tek peygamber devesi türüdür.Peygamber devesi böcekgillerdendir ince ve uzun vicutları vardır.Yavaş hareket ederler.Bu hayvanlar canlı böceklerle beslenmektedirler.Cüce fare ve sinek kuşu yediklerine de rastlanmıştır bu hayvanlardanda protein ihtiyaclarını gideriyorlar.Kafa yapıları üçgendir.Öngöğüs bölütleri çok uzamış olan böceklerdir. Ön bacaklarının birbirini eklemlenen biri dikenli iki uzun parçası (uyluk ve kaval kemikleri) kıvrıldığında avlarını yakalayıp parçalayan bir kıskaca dönüştürür.  Ergin mantid, genelde 5 ile 13 cm arasındadır. Erkekler dişilerden daha küçüktür. Erkeklerin göğüsü 8 segmente dişilerinki ise 6 segmente ayrılır.

Peki Peygamber Devesi Düşmanlarından Nasıl Korunuyor

Bu böcekler aynı bukalemun gibi ortama göre renk değiştirerek kamufule oluyorlar.Peygamber devesi bu kamufulaj özelliği sayesinde hem düşmanlarından korunuyorlar hemde avını yakalamak için daha iyi ortam sağlarlar.Bitkilerin arasında dolaşırlar yerde pek gezinmezler.
Bir peygamber devesi yeşil ya da kurumuş bir yaprağa, ince bir dala, bir likene, parlak renkli bir çiçeğe ya da karıncaya benzer bir görünümde olabilir.Karınca taklit eden türleri de bulunur.

Davranışları ve Beslenme Şekilleri

Hiç hareket etmeden avlarını beklerlerler.Ön ayaklarında kancalar ve dikenler vardır bu kancalar ve dikenler avını yakalamaya yarıyorlar.
Tehlike anında kendisini büyük ve korkutucu göstermek için tehlike karşısında dikleşerek, kanatlı türleri ise kanatlarını hışırdatıp parlak uyarı renklerini gösterirler.Beslenme şekilleri ise küçük böceklerle beslenirler tabikide kendinden küçük böceklerle sinek,karınca ve  hamam böceği gibi küçük böcekler.Özellikle çiftleşme sırasında dişiler erkekleri yiyebilir.Eğer protein ihtiyaclarını tam karşılayamazlar ise kertenkele, yılan, fare gibi hayvanlara saldırırlar.

Üreme şekilleri ise şöyledir

Dişi böcek çiftleşme sırasında, genelde erkek böceği yer ama erkek böcek kafası ve ayakları yense bile dişiyle çiftleşme yeteneğini kaybetmezler ve dişiler kozaya benzer büyükçe bir kapsül içinde yaklaşık 100-200 yumurta bırakırlar. Kapsül yumurtaları düşmanlardan ve kötü hava şartlarından korur. Dişi mantidlerin yumurtaları ağaç kabuklarında, çalılarda, kayaların üzerinde bulunur. Yumurtaları koyu kahverengi ve çizgilidir. Yumurtadan çıkan nimfin kanatları yoktur. Ama vücudunun öbür bölümleri erişkinlere çok benzer. Nimfler erişkinler kadar oburdur ve birbirlerini bile yerler.
Bu hayvanlar çiftleşme esnasında dişilerinin erkeklerini yeme özelliğide çok ilginç.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Salı, Ağustos 26, 2014
Yazan: sefa güler Salı, Ağustos 26, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

Otizm Nedir

Otizm, yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden, sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluktur.
Çocuklarınızın gelişimsel durumları hakkında profesyonel bir bilgiye sahip değilseniz ve çocuğunuzda bir garip durumlar seziyorsanız kesinlikle profesyonellerden destek istemenizde fayda var. Doktor kontrollerini zamanında yapmalısınız. Çevrenizdeki çocukların aynı zaman içerisindeki gelişimlerini gözlemleyerek fikirler edinmelisiniz. Çocuğunuzun gelişiminin hangi safhasında olduğunu öğrenmek için normal gelişim kitaplarını okumalısınız. Çocuğunuzun yaşına göre şu anda nasıl gelişim göstermesi gerektiğiyle ilgili bilgileri kitaplardan öğrenmeniz mümkün. Okuğunuz kitaplarda çocuğunuzun gelişiminin dışında durumlar gözlemleniyorsa uzmanlardan destek almanız gerekecektir. Otizmde erken teşhis çok önemli demiştik. Bu önemli olan süre ise ilk 3 sene. Otizm hastalık değil gelişim ile ilgili bir sendromdur. Bu kesinlikle unutulmamalı.

Otizmin belirtileri nelerdir ?

Göz iletişiminde eksiklik.
İsme tepki vermeme.
Acı-ağrı hissetmeme (düştüğünde, sıcağa değdiğinde canı acıdığına dair tepki vermeme gibi).
Tekrarlayıcı bedensel devinimler (üst bedenin sürekli sallanması, el veya parmakların belirli hareketleri gibi).
Tekrarlayıcı cümleler ya da karşısındaki kişinin söylediklerini tekrarlama.
Kendine özgü bir dil kullanımı.
Aynılık konusunda ısrar.
Değişen düzene aşırı tepki gösterme.
Koku ve sese aşırı hassasiyet
Erken yaşta, gelişmiş okuma becerisi. Okuyabilir fakat okuduğundan anlam çıkaramaz.
Toplumsal iletişimi başlatamama.
Kendisine bakan kimselere nadiren gülümseme.
Başkalarının çıkardığı sesleri veya gülücük gibi hareketleri nadiren taklit etme.
Ses çıkarmada gecikme veya nadiren ses çıkarma.
6-12 aylıkken ismine tepki vermeme.
10. aydan itibaren el işaretleri ile iletişim kurmama.
Göz teması kuramama.
Nadiren dikkatinizi çekme.
Ellerde, ayaklarda, bacaklarda sertleşme veya el bileklerini çevirme gibi olağan dışı vücut hareketleri ve olağan dışı duruş ve diğer tekrarlayıcı davranışlar.
Onu kaldırmak istediğinizde size doğru uzanmaması.
Yuvarlanma, emekleme gibi hareketler açısından motor gelişim geriliği.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Salı, Ağustos 26, 2014
Yazan: sefa güler Salı, Ağustos 26, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

İki doğum arası en az 18 ay olmalı

Soru: Doğum yapan bir kadın doğumdan ne kadar zaman sonra tekrar hamile kalabilir? İkinci sorumda doğum yaptıktan sonra kadının tekrar hamile kalması için adet görmeye başlaması gerekir mi yoksa adet görmeye başlamada bile tekrar hamile kalma olasılığı olabilir mi? 
Cevap: Doğum yapan kadın tekrar adet görmeden yumurtlama oluyor. Bu nedenle eğer korunmak istiyorsa adeti beklemeden korunması gerekli. Uzmanlar tekrar hamile kalmanız için en az 2 yıl ara vermenizi öneriyor.
Araştırmalar: Cincinnati Üniversitesi'nden bilim adamları gebelikler arasındaki süre ile erken doğum riski arasındaki bağlantıyı inceledi. 6 yıl süren araştırmada 450 bin çocuğun verileri değerlendirildi. Araştırmada, erken doğum riskini azaltmak için en uygun sürenin 2 gebelik arasında 18 ay beklenmesi olduğu görüldü.
Bilim adamları 2 gebelik arasında 12 aydan az bekleyen kadınların erken doğum yapma riskinin yüzde 53,3, 18 ay bekleyenlerde ise yüzde 23,1 olduğunu belirledi. Erken doğumun çocuk ölümleri ve bebeklerdeki bazı komplikasyonların yüzde 75'inden sorumlu olduğunu belirten bilim adamları, her yıl dünyada 15 milyon çocuğun erken doğduğuna ve 1 milyonunun hayatta kalabildiğine dikkati çekti.

Doğum yaptıktan ne zaman sonra tekrar hamile kalabilirim?

Doğum sonrasında üreme organlarının eski fonksiyonlarını kazanmasıyla birlikte yeni anne yeniden hamile kalabilir.
Bebeklerini ek gıda vermeden yalnız anne sütüyle besleyen ve aynı zamanda hiç adet görmeyen annelerin 6 ay süreyle gebe olma şansı azdır.
Ancak emzirmek kadının hamile kalmayacağı anlamına gelmez.
Emzirme döneminde fizyolojik olarak doğurganlık bir süre gecikmektedir. Aileler bu sürenin ne zaman sonlandığını bilmediklerinden, emziren anneler çoğunlukla doğurganlıklarının başladığını beklemedikleri bir gebelikle karşılaşınca anlamaktadırlar.
İlk 2 aydan sonra adet görmek ya da bebeği başka besinlerle doyurmak yeniden gebe kalınabileceğinin habercisidir.
Yeni bir gebelik istemeyen çiftler doğum sonrasında en kısa zamanda korunmaya başlamalıdırlar.
Doğum sonrasında hemen çocuk istense bile bir süre ara vermek gerekir ve ailenin gebelik olmaması için etkili şekilde korunması gerekir. İki doğum arasında iki yıldan az bir süre olursa hem iki çocuğun hem de annenin sağlığı olumsuz etkilenecek, yaşam kalitesi düşecektir.
·İki yıldan daha sık aralarla doğan çocuklarda ölüm olasılığı ve sağlık sorunları, daha uzun aralarla doğan çocuklardan daha fazladır.
·Sık doğum, bir önceki çocuğun sağlığını da etkiler. Anne yenidoğan kardeşle daha çok ilgileneceği için bir önceki çocuğun beslenmesi, sağlıklı büyüme ve gelişmenin desteklenmesi, çevredeki zararlardan korunması yeterince sağlanamaz.
·Bir doğumdan sonra en az 2 yıl geçmeden tekrar gebe kalınması anneden yorgunluk ve sağlık sorunlarına neden olur, doğacak bebeğin gelişmesi de olumsuz etkilenebilir.
Gebelikten korunma yöntemleri sayesinde istenmeyen gebelikten korunmanın yanı sıra, cinsel hayat daha zevkli hale gelir, istenmeyen gebelik korkusu sorunu ortadan kalkar.
Gebelikten korunmak için, adet kanamaları başlamamış ve / veya anne emziriyor olsa bile, doğumdan sonra hemen ya da kesinlikle 6. haftanın bitiminde etkili bir yöntem kullanmaya başlanmalıdır. Planlanmamış Bir Gebelikle Karşılaşmamak İçin
Doğum sonrasında ilk cinsel ilişkiden önce her kadın bir aile planlaması yöntemi kullanmaya başlamalıdır.
Doğum sonrasında bütün korunma yöntemleri kullanılabilir. Herkes için uygun olan tek bir yöntem yoktur ve çiftler kendi durumları hakkında düşünerek ve bir uzmana danışarak seçim yapmalıdırlar.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Salı, Ağustos 26, 2014
Yazan: sefa güler Salı, Ağustos 26, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

6 AY ANNE SÜTÜ DEMİR EKSİKLİĞİNİ ÖNLÜYOR

Çocuklarda demir eksikliğinin gelişmemesi için 6 ay anne sütüyle beslenmeleri ve ek besinlere zamanında başlanılması gerekir. Bebeklik döneminde normalmiş gibi görünen bazı problemler, bebekte demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bulunduğunun habercisi olabilir. Ailelerin bebek ve çocuklarda sık görülen demir eksikliğine bağlı kansızlığın belirtilerini iyi bilmesi ve zamanında hekime başvurması oldukça önemlidir. Demir eksikliği bulunan bebek, huzursuz, iştahsız, bazen çok uyuklayan, bazen de uykusuz durumdadır.

DEMİR EKSİKLİĞİ GELİŞİMİ YAVAŞLATIYOR

Demir eksikliği söz konusu olduğunda çoğu zaman çocuğun büyüme ve gelişmesi duraklama gösterir. Hemoglobini çok düşerse cilt rengi de solar. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içine, ağız mukozasına, avuç içlerine ve tırnak yataklarına bakılarak anlaşılabilir. Demir eksikliği olan çocuk garip şeylere karşı bir iştah duyar. Toprak, kum, buz yeme gibi durumlar görülür. Demir eksikliğinin ayrıca ciddi zeka geriliğine ve davranış bozukluğuna yol açtığına dair literatürde giderek çoğalan bilgiler mevcuttur. Demir eksikliğine erken
tanı konup tedavi edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelmektedir.

PREMATÜRE BEBEKLERDE DAHA FAZLA GÖRÜLÜR

Çocukların kansızlıktan korunmalarının öneminin kendiliğinden ortaya çıktığını vurgulayan uzmanlar bebeklerin 6 ay anne sütüyle beslenmesi, demir eksikliğine bağlı kansızlığın engellenmesi için diyete önem verilmesi gerektiğini, demir açısından zengin ek gıdaların verilmesine zamanında ve uygun başlanması gerekir.
Erken ve düşük tartılı doğan bebeklere koruyucu demir preparatları verilmesi gerekiyor. Zira anneden bebeğe demir transferi hamileliğin sonlarında yoğunluk kazandığı için bu bebekler demir depoları tam dolmadan doğarlar ve çoğu zaman yoğun bakımda kaldıklarından tetkikler için bebeklerden fazla kan alınmak zorunda kalınır. Demir eksikliğinin tedavisi çoğunlukla ağızdan verilen demir preparatları ile yapılır. Tedavi ortalama 3 ay kadar devam eder. İlk 2 ay hemoglobinin yükseltilmesi, 3’üncü ay ise demir depolarının doldurulması amaçlanır.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Salı, Ağustos 26, 2014
Yazan: sefa güler Salı, Ağustos 26, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Pastırma Tarifi ve Pastırma Çemeni Nasıl Yapılır

Bildiğiniz gibi kayseri dediğimiz zaman aklımıza ilk pastırma gelir.Pastırma dışarda çok pahalı olduğu için evde pastırma nasıl yapılır tarifini veriyorum.Videolu anlatımla ister yazılı anlatımla sizde evinizde pastırma yapıp afiyetle yiyebilirsiniz.Çemen nasıl yapılır altta tarifi verilmiştir.
Pastırma et, özel baharatlar ve çemeniyle kendine has kokusu ile en sevilen türk yemeklerinden birisidir.Pastırma ağırlıklı olarak sığır etinden yapılır. Sığır eti pastırma adını alana kadar 30 gün kadar bir çok işlemden geçirilerek hazırlanıyor. Yapım aşamasının başını sığır etinin pastırma olabilecek şekilde kesilmesiyle başlıyor.Doğru olarak kesilen et tuzlandıktan sonra 1 ila 1,5 gün kadar dinlendirilir. Sonrasında ise sıcaklığa göre 1 hafta kadar kurumaya bırakılır. Etlerin kurumasının ardından ise çemen ile kaplanır. Çemenle kaplanan etler hava sıcaklığına göre değişen zamanlarda ( sıcak havalarda 10-24, soğuk havalarda 1 ile 2 gün) bekletilir ve çemen kuruduktan sonra bir kezde çemenle birlikte kurumaya alınır. Bu aşamadan sonra ise pastırmalar yenecek duruma gelmiş demektir.

Bu da diğer bir tarif

2 kilo agırlığında bütün et alınır, tercihen dananın yumuşak yeri seçilmelidir.Bütün sinirleri ayıklanır.Et parçası
kalın tuzla (mutlaka kaya tuzu olmalı, sofra tuzu olmaz) her tarafı iyice kaplanır.Tuzla kaplanmış et, parçası 2 adet mermerin arasına konur üstüne de ağırlık konur. Bu şekilde 4-5 gün serin bir yerde bekletilir. (Bu işem etin suyunun iyice çıkması ve dokularının iyice sıkışması içindir.) Etin bu sürede bozulmamasını tuz
sağlayacak,onun için tuzla çok iyi kaplamalı ve kesinlikle boşluk bırakılmamalıdır.4-5 gün geçtikten sonra et mermerlerin arasından alınır ve tuzlarının gitmesi için iyice yıkanır, daha da tuz kaldı derseniz su içinde 1-2 saat bekletin.Etin üzerine yakın bir yeri delinir ve oradan sağlam bir iplikle bağlanır.Hazır alacağınız çemenle (siz yapmak isterseniz sitede çemen tarifi var) etin her tarafı yarım santim kalınlığında kaplanarak hiç boşluk bırakılmaz.Çemenle kaplanmış et parçası ipinden serin, hafif rüzgar alan bir yere çamaşır asar gibi asılır.Asıldığı yerde çemen sertleşip et iyice hafifleyinceye kadar bekletilir.Süre sonunda ipten alınarak dilimlenerek afiyetle yenir.

Pastırma Nasıl Yapılır Videolu Anlatım


Pastırma Çemeni Nasıl Yapılır

Malzemeler:
3 Yemek kaşığı öğütülmüş çemen
8 Yemek kaşığı kırmızı toz biber.Acı seviyorsanız acılı yaparsınız sevmiyorsanız acısız yaparsınız
3 Baş sarımsak
1 Tatlı kaşı kimyon
2 Çay kaşığı karabiber
1 yenek kaşığı tuz.Tuzunu siz ayarlayabilirsiniz.
2 Çay kaşığı kişniş
1 Çay kaşığı hardal tozu
Yapılışı
Sarımsak blender da çekilir üzerine 2 parmak aşacak kadar su konur, sonra yukarıdaki malzemelerle iyice karıştırılıp tatlanması için 4 gün bekletilir.4 gün sonra 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile yine karıştırılır. Buzdolabında sıkıca kapanıp saklanır.
Pastırma çemeniniz hazır olmuştur.
Pastırma üretiminin büyük bir bölümü Kayserinin Karpuzalan bölgesinde yapılır. Pastırmanın kalitesine göre değişen fiyatları 50 ile 150 tl arasında değişmektedir.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, Ağustos 25, 2014
Yazan: sefa güler Pazartesi, Ağustos 25, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

ALS Hastalığı

Bugün sizlere ALS (MNH) Hastalığından bahsedeceğim tüm dünyadabu hastalık hakkında kampanya başlatılmıştır bildiğiniz gibi sanatcılar,futbolcular ve sunucular gibi üzerine buzlu sü dökme olayını tv lerde hepimiz görüyoruz.Bende üstüme düşen görevi bu şekilde yapmak istedim ve bu ASL Hastalığını araştırdım sizlere bilgiler sunmak için. Als hastalığı nasıl bir hastalık,bu hastalığın tedavisi varmıdır.Bu hastalığı çeken kişiler en fazla 3 ila 5 yıl yaşamaktadırlar.Bu hastalığın tedavisi ve çaresi daha henüz bulunamamıştır.
ALS hastalığı amyotrofik lateral skleroz (ALS), motor nöron hastalığı olarak da anılır. Merkezî sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin kaybından ve harabından ileri gelen ilerleyici bir hastalıktır. Kas erimesi ve kas güçsüzlüğü görülür.Sanatcıların yaptığı baştan aşşağıya buz dolu kovanın içindeki suyu dökmeleride Als hastalarının sesini duyura bilmek içindir.Bizde duyarlılığımızı göstermek için kampanyaya katılıyoruz ve yazımızı burdan herkeze paylaşıyoruz.

ALS Nedir? Amiyotrofik Lateral Skleroz, (MNH) Motor Nöron Hastalığı Ndir?

Hastalığın Diğer Adları Şunlardır:
ALS (Amyotrophic Lateral Sclerosis) MND (Motor Neuron Disease) veya Lou Gehrig Hastalığı, Sedat Balkanlı hastalığı, Charcot hastalığı'dır.
Motor nöron hastalığı (MNH), ciddi ve tedavisi olmayan ilerleyici bir nöro dejenerasyon (sinir hücrelerinin bozulması) biçimidir. Zamanla omurilik ve beyindeki sinirler artan bir şekilde fonksiyonlarını yitirir. Motor
nöron hastalığında motor nöron denilen istemli hareket uyarısını taşıyan sinir hücreleri etkilenir.

ALS Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir

ALS hastalığının belirtileri, kaslarda erime ve güç kaybıdır. Bazı hastalarda yutma bozukluğu ve ses boğukluğu olarak ta görülür. Muayene ve EMG sinir testi ile teşhis edilir.

Belirtileri Şunlardır
*Hasta yürürken tökezler
*Kolda ya da bacakta zayıflık
*Kontrolsüz ağlamalar ya da davranışlar
*Kalem tutma,çanta taşıma gibi işlemlerde zorlanma
*Konuşma ve yutma güçlüğü çekme…
*Hastanın eliyle cisimleri kavrama gücü azalır. Bazen cisimleri tutmak ya da kaldırmak zorlaşır.
*Yorgunluk
*Kas Ağrıları artar
*Kas krampları
*Kas seğirmeleri
*Anlaşılmaz ve bozuk konuşma
*Kol ve bacaklarda zayıflık
*Artan sakarlık
İleri Aşamada MNH`nin Belirtileri
*Kaslar zayıflar
*Kol ve bacaklar gitgide zayıflar
*Kol ve bacak kasları kısalır, hareketleri kısıtlanır
*Etkilenen kol ve bacaklarda hareket gitgide zorlaşır
*Kas spazm ve ağrıları artar
*Bazı kol ve bacak kasları anormal biçimde sertleşir (spastisite)
*Kaslarda ağrı
*Eklemlerde ağrı
*İlerleyen yeme ve içmeyi zorlaştıran, zamanla kötüleşen yutma güçlüğü (disfaji)
*Salya akışı- bu genellikle salya üretiminin kontrol edilmesindeki problemlerdendir
*Esneme- bazen esneme kontrol edilemeyen nöbetler şeklinde gelir
*Çene ağrıları- genellikle aşırı esneme sebebiyle olur
*Konuşma sorunları-gırtlak ve ağız kasları zayıfladıkça hasta iletişimi güçleştiren konuşma problemleri yaşar.
*Kişilik ve duygusal durumda değişiklik- genellikle hasta bu aşamada duygusal istikrarsızlık yaşar ( kontrol edilemeyen ağlama ve gülme nöbetleri)Uykusuzluk, endişe ve depresyon görülebilir.
*Hafıza ve bazı bilişsel değişiklikler- bazı hastalar hatırlama ve yeni şeyler öğrenme yeteneklerinde değişiklik hisseder. Dil yeteneği ve konsantrasyon süresi de etkilenebilir. Eğer hasta yaşlı ise bunun yaştan mı yoksa hastalıktan mı olduğunu bilmek güç olabilir.
*Bunama- MNH hastalarının az bir kısmında bunama görülür.
*Nefes alma problemleri-ciğerleri kontrol eden kasların artarak zarar görmesi nefes alma zorluğuna yol açar. Hasta nefes darlığı çekebilir. Hasta, şimdiye kadar normal bir iş olarak düşünülen nefes almanın zorlaştığını hissedebilir.
*Nefes darlığı sonuçta hasta dinleniyorken bile görülür. Bazı hastalar yatıyorken de nefes güçlüğü çekebilir, bu durum uykuyu etkiler. Sonunda hastalar nefes almak için makine yardımına ihtiyaç duyarlar (örneğin maske ile solunum cihazı kullanmak).

Bu ALS Hastalığı'nın Tedavisi Varmı?

Amyotrofik lateral skleroz (ALS), merkezi sinir sistemi, omurilik ve beyin sapındaki nöronların azalması ya da ölmesi sonucunda meydana geliyor. Tıp henüz bu nöronların niçin öldüğünü bulamadığı için çaresini de bulamıyor.ALS için henüz bir tedavi bulunamamıştır. Hastaya düzenli fizik tedavi uygulanabilir.
Sizlerinde bu kampanyaya katılmanızı tavsiye ediyorum duyarlı olalım lütfen.
Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, Ağustos 25, 2014
Yazan: sefa güler Pazartesi, Ağustos 25, 2014 Yorum Yok Devamını Oku

ALS/MNH Hastalığı

Bu ismi birçok ünlü ile birlikte duyduk belki de çoğumuz özellikle Suna Kıraç, Stephen Hawking… Gündemde olan bu isimler belki de bu hastalığı gözler önüne serdi ve insanların daha bilinçli hareket etmesine de önderlik ettiler.
Bu hastalığın sinirlerle alakalı olduğu tek bilinen gerçek ancak tam anlamıyla bir açıklama ve sonuç ortaya konulamıyor. Sinirlerdeki iletişimsizliğin meydana getirdiği düşünülen bu hastalığı çevresel faktörler ve tarımsal,zehirli ilaçların tetiklediği araştırmalar sonucu ortaya atılmıştır. Teşhis noktasında kaslardan alınan bir parçanın değerlendirilmesi ve kanın incelenmesi ile bu hastalık hakkında fikir yürütülebilmektedir. Bu hastalık genellikle yaşlı hastalarda görülmektedir. Özellikle 50 yaş sonrası hastalıklar dikkat çekmekte ancak genç kesimde de görülmeye başlanmıştır.
Bu hastalık bulaşıcı değildir ancak kalıtsal ya da ırsi özellik gösterdiği bazı araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır.Hastalığın başlangıçta belirtileri çok fazla ön plana çıkmaz yani bunu anlamak ve teşhis koymak çok da kolay değildir.

ALS Hastalığının Oluşumu

Motor Nöron Hastaları (ALS) İçin Risk Faktörleri Nelerdir?
Risk faktörü, bir insanın bir hastalığa yakalanma şansını artıran bir etkidir. Örneğin sigara içmek bazı kanser türlerine yakalanma şansını artırır; bu yüzden, sigara içmek kanser için bir risk faktörüdür. MNH için risk faktörleri şunlardır:
Kalıtım- Amerika`da yaklaşık her 10 ALS`li kişiden birinin bunu ebeveynlerinden aldığı bilinmektedir. Ailesel ALS  hastalıklı ebeveyne sahip bir çocukta hastalığı geliştirme şansı % 50`dir.
Yaş- 40 yaşından sonra MNH geliştirme riski önemli ölçüde artar
Cinsiyet- Erkekler hastalığı 65 yaşından önce geliştirmeye kadınlardan çok daha yatkındırlar. 70 yaşından sonra her iki cins için de risk aynıdır.
Yaşanılan Yer- MNH görülme sıklığı Japonya, Batı Yeni Gine ve Guam`da dünyanın diğer bölgelerine göre önemli ölçüde yüksektir. Buna rağmen risk bu bölgelerde yine de küçüktür.
Askeri Deneyim- Bazı çalışmalara göre askeriyede bulunmuş kişilerin (kara, hava, deniz kuvvetleri ) hastalığı geliştirme olasılığı daha yüksektir.
Aşağıdaki risk faktörleri de öne sürülmüştür:
Sigara içmek
Kafa yaralanmaları, özellikle tekrarlananları
Tarım ilaçlarına maruz kalmak
Yağ oranı çok yüksek olan diyetler
Formaldehit gibi kimyasallara maruz kalmak
Üst motor sinirlerin yani beynin motor korteksinin hasarı sonucu kas spastisitesi ve katılık oluşur. Beyin sapı ve omurilikte bulunan alt motor sinirlerin hasarı ise kas güçsülüğü, atrofi (kas erimesi) ve fasikülasyona (kas seyirmeleri) neden olur. ALS genellikle hem üst hem de alt motor sinirleri tutar. Fransız nörolog Charcot ilk kez 1874 yılında hastalığın özelliklerini tanımlamış, omurilik ve kas belirtilerine dayanarak ALS ismini vermişti.
Hastalık her kesimden insanda görülebilmesine karşın ALS'ye erkeklerde ve yaşlılarda daha fazla rastlanır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da, son zamanlarda daha genç kişilerde teşhis edildiği gözleniyor. ALS 12 yaşında da, 98 yaşında da görülebilir.
Toplumda rastlanma sıklığı olarak 100.000 kişide 0.5-2.4 sayısı veriliyor. Belli bir nüfusa bakıldığında ise yüz bin kişiden on birinin hasta olduğu görülür.
ALS bulaşıcı bir hastalık değildir. Ama bazı kişilerde kalıtsal yani ırsi özellik gösterebilir. Tüm ALS hastalarının yaklaşık %10'unda hastalık kalıtsaldır. Bu duruma Ailevi ALS deniyor. Kalıtımla ilgisi olmayan tipe ise Sporadik ALS denir. Ailevi tipte anne veya baba ALS olduğunda doğan her iki çocuktan birinde hastalık olabilir.

Belirtileri Nelerdir

- Hasta yürürken tökezler
- Kolda ya da bacakta zayıflık
- Kaslarda aşırı ağrı
- Kontrolsüz ağlamalar ya da davranışlar
- Kalem tutma,çanta taşıma gibi işlemlerde zorlanma
- Konuşma ve yutma güçlüğü çekme…

Tedavisi Mümkün Müdür

Bu hastalığın belirli bir tedavisi yok uygulanan işlemler hastaya göre değişebiliyor. İlaç tedavisi hastayı tedavi ediyor denilemez sadece hasta kendini bu şekilde iyi hissediyor,ağrıları azalıyor ve ömrü biraz daha uzuyor ancak tedavi hastalığı tamamen yok etme etkisine sahip değil. Riluzol isimli ilaç sayesinde tedavi uygulanıyor.Sinir sistemini harap eden glutamat bu ilaç sayesinde engelleniyor ve daha fazla zarar vermesi önleniyor böylece az önce de belirttiğim gibi hasta işlerini daha kolay yapabiliyor ve ömrü biraz daha uzuyor.
ALS/MNH Hastalığı Hakkında Video

Yazar: Sefa Güler
Bilgi Dünyası, Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, Ağustos 25, 2014
Yazan: sefa güler Pazartesi, Ağustos 25, 2014 Yorum Yok Devamını Oku
  • RSS
  • Delicious
  • Digg
  • Facebook
  • Twitter
  • Linkedin
  • Youtube

Translate,Dil Ceviri

Blog Arşivi

Bilgi Dünyası

Duyuru!
Sizlere Daha İyi Hizmet Verebilmemiz İçin

Lütfen Okuduğunuz Yazılar Hakkında

İyi Veya Kötü Yorum Yazınız. Bilincli İnsan Yorum Yazar. Yorum Yazanlara Teşekürler.
    haberler haberler
    Sohbet

    İstek ve Şikayet Formu

    Ad

    E-posta *

    Mesaj *